Sanat eğitimime 1976 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladım. Akademinin desen temelli, kuramsal ve uygulamalı güçlü atölye eğitimi; Batı sanatının klasiklerinden modernizme, kübizmden non-objektif ve soyut sanata uzanan geniş bir sanat anlayışını tanımamı sağladı. Bu süreç; biçim, renk, espas, denge ve kompozisyon üzerine geliştirdiğim araştırmaların temelini oluşturdu.
Erken dönem çalışmalarımda geometrik soyutlama, kolaj ve karışık teknik üzerinde yoğunlaştım. Biçim ve rengin yanı sıra boşluk-doluluk, aktif-pasif alanlar, ışık-gölge, ritim ve valör ilişkilerini araştırdım. Bilinç ile sezgiyi, analiz ile sentezi bir araya getiren bu dönem, sanat anlayışımın temelini oluşturan “analiz + sentez = kişisel sentez” yaklaşımının gelişmesini sağladı.
1980’lerden itibaren nesnel ve figüratif öğelerle geometrik soyut biçimleri aynı kompozisyon içerisinde buluşturmaya başladım. Figür ve nesneyi yalnızca betimleyici unsurlar olarak değil, soyut mekânın plastik yapısıyla ilişki kuran resimsel değerler olarak ele aldım. Böylece figüratif gerçeklik ile soyut düzen arasında kurduğum ilişki, zaman içerisinde kişisel resim dilimin belirleyici özelliklerinden biri haline geldi.
1984 yılında “Sunu” adlı yapıtımın İnönü Vakfı Resim Yarışması’nda ikincilik ödülüne değer görülmesi, sanat serüvenimde önemli bir dönüm noktası oldu. Yapıt, nesnel figüratif öğeler ile geometrik soyut öğelerin evrensel bir sanat dili ve çağdaş yorum içerisinde sentezlenmesine dayanıyordu.
Aynı yıllarda gelişen Çelik Serisi, metal yüzeylerde oluşan ışık, ateş, gölge ve renk yansımalarından doğdu. Çeliğin değişken yüzeyi ve haddehane ateşinin yarattığı görsel etkiler, siyah espas içerisinde geometrik ve figüratif biçimlerle bütünleşerek yeni bir resimsel yapıya dönüştü. Ardından gelen “Ritm” ve “Figürlerin Dansı” çalışmalarında ise çizgi, ton, hareket, boşluk-doluluk ve ritim ilişkileri ön plana çıktı.
Sanatımın gelişiminde kendi kültürel kaynaklarımızla kurduğum ilişki zaman içerisinde belirleyici bir nitelik kazandı. Hat sanatının çizgisel ve ritmik yapısı önce soyut geometrik biçimlerle, ardından ebru, tezhip ve minyatürle birlikte kompozisyonlarıma dahil oldu. Klasik Türk Sanatlarının estetik değerlerini çağdaş resmin plastik dili içerisinde ele almam, kişisel sentezimin yeni bir evresini oluşturdu.
1993 tarihli “Mühür” adlı eserimde Sadberk Hanım Müzesi’ndeki bir mühürden esinlenerek hat biçimlerini kompozisyonun bir unsuru olarak kullandım. 2000’li yıllarda aldığım Klasik Türk Sanatları eğitimleri ise hat, ebru, tezhip ve minyatürle kurduğum ilişkinin teknik ve düşünsel altyapısını güçlendirdi.
2003–2011 yılları arasında İstanbul’un tarihî ve kültürel mirası ile müze koleksiyonları çalışmalarımda giderek daha belirgin bir kaynak haline geldi. Topkapı Sarayı ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonlarındaki objeler, tarihî biçimler ve hat örnekleri; soyut mekân içerisinde özgün bağlamlarından hareketle yeniden yorumlanarak kompozisyonlarıma dahil oldu.
Bu dönemi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün teklifi üzerine gerçekleştirdiğim Mevleviler – “Ya Hazreti Mevlana” dizisi izledi. “Ne Olursan Ol Yine Gel”, “Mevleviler”, “Semazen”, “Mevlana” ve “Aşk” adlı çalışmalarımda kültürel ve tarihsel referanslar, soyut ve figüratif öğelerle bütünleşerek kişisel resim dilim içerisinde yeni anlamlara ulaştı.
Müze koleksiyonlarından seçtiğim kültürel miras öğeleri, zaman içerisinde soyut mekânlarda ölçek değiştirerek, farklı biçimlere dönüşerek ve yeniden kurgulanarak tuvallerimde yer almaya başladı. Tarihî eserleri birebir aktarmak yerine, onların estetik ve kültürel değerlerinden hareketle evrensel bir sanat dili ve çağdaş yorumla yeniden ele aldım. “Geçmişin Mirası” başlığı altında gelişen çalışmalarım, uzun yıllara yayılan bu araştırma, çözümleme ve sentez sürecinin doğal devamıdır.
Son dönem çalışmalarımda soyut mekân ile gerçek nesne arasındaki ilişkiyi üçüncü boyuta taşıyorum. Orijinal hüsnühat, ebru, tezhip ve minyatür örneklerinin yanı sıra antika objeler, el yapımı çiniler, geleneksel el sanatları, altın ve doğal taşlar resimsel yüzeyle bütünleşiyor. Bazı öğelerin tuval düzleminden öne taşmasıyla soyut ile somut, geçmiş ile bugün, gelenek ile çağdaşlık arasında yeni bir görsel ilişki kuruluyor.
Bu çalışmalarımda kültürel mirasa ait öğeleri yalnızca geçmişe gönderme yapan unsurlar olarak değil, çağdaş resmin plastik dili içerisinde yeniden yorumlanan özgün plastik öğeler olarak ele alıyorum. Soyut mekân, gerçek nesne, geometrik yapı, renk, ritim ve espas arasındaki ilişkiler; bütüne ulaşan kişisel bir kompozisyon anlayışı içerisinde yeniden yapılanıyor.
İzleyicinin yapıtı tek bakışta çözmesinden çok, kompozisyonu oluşturan öğeler arasındaki görsel ve düşünsel ilişkileri kurarak bütüne ulaşmasını önemsiyorum. Böylece yapıt, tek ve değişmez bir okumaya bağlı kalmaksızın, izleyicinin kendi duyarlılığı ve deneyimi doğrultusunda yeniden anlam kazanıyor.
1993 yıllarından sonraki dönemlerden günümüze uzanan çalışmalarımda amacım; evrensel sanat dilinden hareketle Türk kültürünü, Klasik Türk Sanatlarını ve geçmişin mirasını oluşturan değerleri çağdaş bir yorumla ele almak; analiz ve sentez yoluyla özgün bir kişisel senteze ulaşmak olmuştur.
Benim için geçmişin mirası, geçmişte kalan ve yalnızca korunması gereken bir değer değil; bugünle yeniden ilişki kuran, çağdaş sanatın dili içerisinde dönüşerek varlığını sürdüren canlı bir kaynaktır. Eserlerimde geçmişe ait biçim, nesne ve sanat değerleri, bugünün soyut mekânı ve plastik anlayışı içinde yeniden yorumlanır. Böylece geçmiş ile bugün arasında kurduğum bağ, bir aktarımın ötesine geçerek yeni bir görsel ve düşünsel bütünlüğe dönüşür. Geçmişin izlerinden hareketle bugünün diline ulaşmak ve bu mirası kişisel sentezimle geleceğe taşımak, sanat serüvenimin temel yönelimini oluşturur.
Uğur Mine Tamay